Celewla’da çatışmalar yeniden şiddetlendi Zebari:Talebimiz karşılık bulmazsa yeni hükümete katılmayacağız. Bağımsız Kürdistan Karnavalı başlıyor Şengal Dağında 5 bin Ezidi, evlerine dönmeyi bekliyor Askerler: Havaya ateş ettik, Savcılık: Hedef alarak vurdular Doğu Kürdistan Peşmergeleri Kerkük cephesine katılmak için yola çıktı İran, Kürdistan petrolünü taşımayı teklif etti Hamas yetkilisi İstanbul'da itiraf etti: Üç İsrailli genci biz öldürdük Barzani’den Peşmerge’ye: Sivilleri koruyun, Teröristlere ve işbirlikçilerine acımayın Celewla Şehir Merkezi Peşmerge Kontrolünde - 5 Şehidimiz Var Irak'ın Diyala ilinde Bir Militan Camiye Atış Açtı: 65 Ölü Macaristan'dan Kürdistan Bölgesine Askeri Yardım
N.A Haber
Diyala’ya bağlı Celewla ilçesinde Peşmerge Güçleri ile IŞİD üyeleri arasındaki çatışmalar yeniden şiddetlendi. Peşmerge güçlerinin düzenlediği operasyonda çok sayıda IŞİD üyesi öldürüldü. Peşmerge kaynakları bazı IŞİD üyelerini de esir aldıklarını belirtiyor.

IŞİD’in Musul’u işgal etmesinin ardından kontrol etmek istediği Celewla’da 11 Haziran’dan bu yana çatışmalar yaşanıyor. Peşmerge Güçleri IŞİD’in ilçedeki varlığını bitirmek için bir çok defa operasyon düzenledi. Dün başlatılan kapsamlı operasyonun ardından ilçede ve civar köylerde şiddetli çatışmalar yaşanıyor.

Çatışmalar hakkında açıklama yapan Peşmerge 118. Balek Gücü Komutanı Selam Dılimani, Celewla ile Sadiye ilçelerinin arasında bulunan Kubaşi karakolunu ve ilçesinin batısında IŞİD’in işgal ettiği köyleri tekrar kurtardıklarını söyledi.

Çatışmalarda çok sayıda IŞİD üyesinin öldürüldüğünü belirten Dılimani, 5 IŞİD üyesinin de Peşmerge güçlerince esir alındığını söyledi.

Nakşibendi bölgesi sınırlarında bulunan YNK Merkez Komite Üyesi Ednan Heme Mina da düzenlenen operasyonun geniş bir alanı hedef aldığını, Celewla köprüsü ile çevredeki bir çok köyün kontrol edildiğini söyledi. Mina Güney Kürdistan’ın tüm topraklarının IŞİD’den alınacağını ve bunun için operasyonların sürdürüleceğini ifade etti.
Devamını Oku...
N.A Haber
İstihbarat binasına bomba yüklü araçla gerçekleştirilen bombalı saldırıda ilk belirlemelere göre, 8 kişi öldü 9 kişi de yaralandı. Tikrit kentin yakınlarında bir asker grubu ve yanında bulunan Şii militanları hedef alan bomba yüklü araç saldırısında 9 kişi öldü.
Mesbeh Mahallesi'ndeki Irak İstihbarat binasına kimliği henüz belirlenemeyen kişilerce bomba yüklü araçla saldırı düzenlendi. Saldırı sonucu, aralarında sivillerin de olduğu 8 kişi hayatını kaybetti, 9 kişi yaralandı. Patlama nedeniyle çevredeki bina ve araçlarda hasar oluştu. Polis, çevrede yoğun güvenlik önlemleri aldı.
İstihbarat binasını hedef alan intihar saldırının, Irak’ın Diyala eyaletinde bir kasabada Cuma namazı kılan en az 73 Sünni'nin Şii milisler tarafından öldürüldüğü saldırıdan bir gün sonra meydana gelmesi, saldırının intikam amaçlı olma ihtimalini yükseltiyor.
Devamını Oku...
N.A Haber
Gaziantep’te yaşayan 5 çocuk babası Vakkas Doğan, esnaflık yapan oğlun Cengiz Doğan’ın Irak Şam İslam Devleti (IŞİD) tarafından kandırıldığını söyleyerek, “Evladım, 4 aylık çocuğunu bırakıp Irak’a gidecek. Eşyalarını hazırlamış. Orada Müslümanlarla savaşacakmış. Daha önce de bu dernek üzerinden bir grup IŞİD’e katılıp Irak’a gitti. Diğer grup da bugünlerde gidecekmiş. Oğlumun gitmesini istemiyorum. Valilik, Emniyet, her yere müracaat ettim ama kimse yardımcı olmadı. Savaşa giden döner mi?” diyerek isyan etti.

Irak ve Suriye’de terör estiren IŞİD örgütü, cazip tekliflerle heyecanlı gençleri saflarına dâhil ediyor. Dünyanın her yerinden militan devşiren örgüt, Ortadoğu’ya yakın olması sebebiyle ağlarını en çok Türkiye’de atıyor.

Nurullah Kaya ve İlhan Çulha’nın Zaman gazetesindeki haberine göre, birçok aile çocuklarını ve yakınlarını IŞİD’e kaptırmanın acısını yaşıyor. Bunlardan birisi Gaziantep’te yaşayan 5 çocuk babası Vakkas Doğan (58). Esnaflık yapan oğlu Cengiz Doğan’ı IŞİD’in kandırdığını söyleyen baba, yetkililerden yalvararak yardım istemesine rağmen sonuç alamadığını belirtiyor. Şehirde örgüte açıktan eleman toplandığını anlatan Doğan, mahallelerindeki bir derneğin 28 yaşındaki oğlunun aklını çeldiğine dikkat çekiyor. Çaresizliğini ise gözyaşları içinde dile getiriyor:

“Evladım, 4 aylık çocuğunu bırakıp Irak’a gidecek. Eşyalarını hazırlamış. Orada Müslümanlarla savaşacakmış. Daha önce de bu dernek üzerinden bir grup IŞİD’e katılıp Irak’a gitti. Diğer grup da bugünlerde gidecekmiş. Oğlumun gitmesini istemiyorum. Valilik, Emniyet, her yere müracaat ettim ama kimse yardımcı olmadı. Savaşa giden döner mi?”

Kazakçılık yapan oğlu Cengiz’in (28) iki yıl önce mahallelerinde açılan derneğe gitmeye başladığını ve tavırlarında ciddi değişiklik yaşandığını belirten acılı baba, şunları söylüyor:

“Ben inşaat ustasıyım. Besniliyim. 15 yıldır da Gaziantep’te yaşıyorum. Güzelyurt Mahalle’mizde bir dernek açıldı. Oğlum da buraya gitmeye başladı. ‘Namaz kılıyoruz, Kur’an-ı Kerim öğreniyorum’ diyordu; ben de saygı duyup bir şey demedim. Evli, 4 aylık da bir çocuğu var. Bir motosikleti vardı, onu sattı. İşi de bıraktı. Duydum ki, IŞİD’e katılmış. Çocuğumla konuştum, hiçbir şey demiyor. Sadece ‘Allahu ekber’ diyor. Bugün yarın gidecekmiş, çok zor durumdayız.”

Oğlu Cengiz’in ailelerinden örgütün propagandasına kanan ilk fert olmadığını söyleyen baba Vakkas Doğan, buna kayınbiraderini örnek veriyor. “Daha önce de oğlumun dayısı Ahmet Çalıkuşu, IŞİD’e katılmıştı. Oğlum da uzun zamandır dayısı ile takılıyordu. Onun da bir çocuğu vardı. O da işini bıraktı, 1 aydır IŞİD’le. Çevremizde bu şekilde çok insan var” diyor.

Oğlunun savaşa gitmesine engel olmak istediklerini anlatan Vakkas Doğan, gözyaşları içinde şunları söylüyor:

“Eşim ve ben perişan durumdayız. Yetkililerden, büyüklerimizden bu olaya el atmalarını istiyorum. Bu yuvalar yıkılmasın. Acılarımız dinsin. Oraya gidip savaşacaklar. Oysa ben oğlumun evine, işine dönmesini istiyorum. Bu kirli savaşa gitmemelerini istiyoruz. Bu oyuna gelmemelerini rica ediyoruz. Yetkililerden de yardım bekliyoruz.”

Devlet çaresiz mi?

Evladının IŞİD’e katılacağını öğrendiğinde ilk olarak mahallelerindeki karakola şikâyette bulunmaya gittiğini belirten acılı baba, yaşadıklarını ve aldığı cevapları ise şu şekilde paylaşıyor:

“Karakoldan beni Gaziantep Valiliği’ne gönderdiler. Valilik de ilgilenmedi, beni Terörle Mücadele birimine yönlendirdiler. Emniyet Müdürlüğü’nde polisler bana yapılacak bir şeyin olmadığını söyledi. ‘Bu adamların gözleri dönmüş, kafaya koyduysa gider. Senin oğlun gibi çok kişi gitti. Sen de kendine dikkat et, senin de peşini bırakmazlar’ dediler.”
http://hurbakis.net/content/isid-oglumu-kandirdi-4-aylik-bebegini-birakip-savasa-gidecek#sthash.aIT6vV66.dpuf" target="_blank" rel="nofollow">
Devamını Oku...
N.A Haber
Öcalan'la 15 Ağustos'ta ve öncesinde devlet heyetiyle "çözüm sürecine" ilişkin önemli görüşmeler gerçekleştiren HDP'nin İmralı heyeti, bu akşam Güney Kürdistan’ın Başkenti Hewlêr'e, oradan da Kandil'e gidecek.

HDP Grup Başkanvekilleri İdris Baluken, Pervin Buldan'dan oluşan heyetin KCK yetkilileriyle yarın sabah bir araya gelmesi bekleniyor.

Yapılacak görüşmede, Öcalan ile yapılan görüşmeden edinilen izlenimler ve alınan bilgiler KCK yetkililerine sözlü olarak aktarılacak. "Çözüm sürecinin geldiği aşama, devletin tutumu, Başbakan Yardımcısı Beşir Atalay'ın açıkladığı yol haritasına ilişkin yürütülen çalışmalar"ın ele alınacağı görüşmede, son Lice olayı ve sonrasında yaşanan gelişmelerin de geniş kapsamlı bir şekilde görüşülmesi bekleniyor.

Ayrıca görüşmelerde, son IŞİD saldırıları, Êzidîlerin durumu, Rojava'da yaşanan gelişmeler, Ulusal Konferans ile Kürtler arası ilişkilerin de ele alınması bekleniyor.

Heyet yapacağı görüşmelerin ardından, sürecin gidişatı, 1 Eylül ve sonrasında yaşanması muhtemel gelişmelere ilişkin açıklama yapabileceği belirtildi. Heyetin geldikten sonra önümüzdeki günlerde yeniden İmralı'ya gitmesi ve Öcalan ile yeni bir görüşme gerçekleşmesi de bekleniyor.

Ayrıca Lice olaylarından sonra Kandil'e gitmeden önce devlet heyetiyle bir araya gelmek isteyen HDP heyetinin bütün ısrarlarına rağmen görüşme gerçekleşmedi. AKP içerisinde Erdoğan'ın cumhurbaşkanlığı sonrasında yaşanan trafik yoğunluğu gerekçe gösterilerek görüşmelerin gerçekleşmediği belirtildi. Ancak, HDP'lilerin kimi temaslarda olaylara ilişkin tepkilerini dile getirdiği ve "süreç hassasiyetine yönelik" uyarılarını yaptığı öğrenildi.
Devamını Oku...
N.A Haber
Irak’ta uzun bir krizden sonra Cumhurbaşkanı seçilen Fuad Masum, hükümeti kurma görevini Haydar Abbadi’ye vermişti. Bunun üzerine, Irak Parlamentosu’nda geçen hafta yeni hükümeti kurma çalışmaları başladı.
Irak Dışişleri Bakanı Hoşyar Zebari, ”Yeni Hükümet, Kürtler’in haklarını garanti altına almazsa yer almayacağız” dedi.

Müzakerelerde, bloklar arasında en güçlü tavrı Kürdistan Koalisyonu’nun sergilediğini söyleyen Hoşyar Zebari, konuşulanları ve alınan kararları Rûdaw’a anlattı:

Yeni hükümeti kurma çalışmaları başladı. Başkanlığını yaptığınız toplantıda ne gibi kararlar alındı?

Toplantı Kürdistan Başkanı Mesud Barzani’nin kararıyla gerçekleştirildi. Toplantıda Irak Cumhurbaşkanı, Şii Ulusal Koalisyonu, Sünni Iraklı Güçler Birliği Koalisyonu ve Kürdistan Koalisyonu’nun hükümet kurma müzakerelerine katılacak 3’er temsilci seçmesini istedi. Biz de üyeleri belirlemek ve siyasi durumu değerlendirmek üzere Bağdat’a gideceğiz.

Bağdat’tan ne gibi talepleriniz olacak?
Irak ve Kürdistan, Irak-Şam İslam Devleti (IŞİD) örgütünün yeni tehditleriyle karşı karşıya. Bu durumu konuşacağız.Eski hükümette yapılan yanlışların düzeltilmesini ve Kürtler’in haklarının garanti altına alınmasını talep edeceğiz. Talebimiz karşılık bulmazsa yeni hükümete katılmayacağız.

Maliki’nin değiştirilmesi, Kürtler’e yeniden Bağdat yolunu mu açtı?
Maliki’nin değiştirilmesi önemli ve büyük bir adımdı. Bu konuda Kürtler’in çabası gözardı edilemez.

Sizce yeni hükümet nasıl olmalı?

Yeni hükümet, ortak ve ulusal birlikten yana olmalıdır. Bütün dünya, yeni kurulacak hükümetin Şii,Sünni, Kürt, Hıristiyan ve Ezidiler’in ortak hükümeti olmasından yana. Sadece söz vermekle olmuyor, belli bir program çerçevesinde fiilen de bir şeyler yapılmalı.

Maliki’nin güvenlikten sorumlu başbakan yardımcısı olması halinde, Kürtler’in ne tepkisi nasıl olur? Buna karşı çıkarlar mı?


Bu konuda tavrımız çok güçlü ancak her şey müzakerelerin gidişatına bağlı. Bu konuda herhangi bir garantimiz yok. Arkamızda uluslararası toplumun desteği var. Irak Parlamentosu’nda diğer bloklar arasında en güçlü tavrı Kürdistan Koalisyonun sergiliyor.


Kürtler’in tavrını güçlü kılan unsur nedir?

Güçlü olmamız, birlik olmamızdan kaynaklanıyor. Haklı olduğumuzu dünyaya ispatladık. Amerika Birleşik Devletleri’nin (ABD) ve Avrupa Birliği’nin (AB) desteği ve yardımı, Kürtler’in konumuna ilişkin önemli bir mesajdır.

Bağdat’ın Kürdistan’a yapılan yardımları engellediği yönünde haberler çıktı... Yazılanlar doğru muydu peki?

Bağdat’ın havayoluyla Kürdistan’a yapılan yardımları engellendiği söylentileri doğru değil. Biz bütün uçaklar için gerekli izinleri Bağdat’tan almıştık.

Arap ülkelerinden Kürdistan’a yardım yapıldı mı?

Evet bazı Arap ülkeleri Kürdistan’a yardımda bulundu. Bu ülkelerle görüşmelerimiz devam ediyor. Hiçbir Arap ülkesi, Irak-Şam İslam Devleti (IŞİD) örgütünden yana değil. Çünkü IŞİD onlar için de bir tehdit oluşturuyor.
Devamını Oku...
N.A Haber
Britanya’nın The Independent gazetesinin ismini açıklamadığı bir kaynağa atıfta bulunarak bildirdiğine göre ABD makamları Almanya Federal İstihbarat Servisi aracılığıyla Şam’a İslamcıların tam olarak nerede bulunduğunu bildirdi.
The Independent gazetesi, Suriye hava kuvvetleri ile topçu birliklerinin, eylemcilerin karargahlarına yönelik nokta atışları gerçekleştirebilmelerinin bu nedenle olabileceğini iddia ediyor.
Gazete konuyla ilgili olarak yayımladığı haberinde ayrıca şu ifadelere yer veriyor: “Eğer Irak ve Şam İslam Devleti Örgütü’nün Şam’ı ele geçirmesi ve IŞİD’in tüm hükümet karşıtı birlikleri kontrol etmesine yönelik tehlike ortaya çıkarsa ABD, büyük ihtimalle, IŞİD’in devirmeye çalıştığı Beşar Esad’ı gizli veya açık bir şekilde desteklemek zorunda kalacak”.
Devamını Oku...
Yorum
Mesele, Ali-Veli’ci olmak değildir aslında, “İnançtır”. İnanç mücadele etmeyi öğretir. Hatalarını sorgulatır. Çünkü inanç arayıştır, sorgulamadır. Eğer inançta bir sakatlık varsa önyargıları doğurur. Ön yargılar ise engeldir, aşılması gerekir. Kürdler de bunu aşmalı. Aşamadığı takdirde pêşmerge gerilla; gerilla ise pêşmerge olamayacak.

Ne acıdır ki Kürt Medyasında sıkça gerilla-pêşmerge ayrımı yapılmakta. Diğerinin mücadelesindeki başarıyı hazmedememe durumu tüm genel bir uygulama. Hassasiyet ve değerlere saldırı tarzının hiç kimse tarafından kabul edilir olabileceğini sanmıyorum. Ancak Rûdaw ve ANF benzeri medya oluşumlarının içinde bulunan ve şahin diye nitelendirebileceğimiz bir takım kişilerin bunu körüklediğini ileri sürebiliriz. Bunlar değerlere saldırı konusunu salt kendi açılarından değerlendirip, diğerini fütursuzca eleştirirken veya rahatsızlığını haklı gerekçelere dayandırıp dışa vururken, aynı hatayı kendisinin de yaptığını sorgulamaktan ve iğneyi kendisine batırmaktan her nedense kaçınıyor. Bu yaklaşımlarla, eleştiriden uzaklaşıp halkımızın arasında kalın çizgiler çizdiklerinin ya farkında değiller ya da PKK ve KDP’ye yani Kürdistan’a hizmet bilincinde değiller. Ortaya çıkan fotoğraf ise PKK’nin veya PDK’nin yaklaşım tarzıymış gibi gösteriliyor. Aslında bu noktada, hem PKK hem de PDK bunu engellemek için politikalar belirlemeli.

Peki, bu partilerimizin uyguladıkları politikalar eleştirilemez mi? Elbette hayır! Eleştirilmeli, ancak neden ve sonuç ilişkisi gözetilerek Kürdistan’a kazanımların esas alınacağı eleştiriler dile getirilerek.

Soruyu tersten sormak gerekirse; bütünleşik Kürdistan’ın PKK’siz, KDP’siz, YNK’siz ya da Goran’sız, herhangi biri veya bir kaçının dışlanmasıyla kurulabileceği inancını taşıyor mu kimse? Taşıyorsa; Hangisinin Kürtlerini dışlamak suretiyle kendince bütünleşik Kürdistan’ın sağlıklı olabileceğine inanıyor. Daha doğrusu hangisinin Kürtlerinin inandığı değerleri terk edebileceği inancını taşıyor veya onları ikna edebileceğini düşünüyor? Yaptı da ne konumda olduğunu görebiliyor mu? Birileri bu soruların cevabını verebilir, nelerin yapılabileceği, nelerin ve niçin sineye çekilebileceği gibi iç sorgulamayı gerçekleştirirse, yaklaşım tarzının düşmanca değil kardeşçe olması gerektiğini kavrayacaktır.

Buradan kimseye geçmiş unutulsun, hiçbir şey olmamış gibi davranılsın demiyorum. Geçmişi unutmamak, yarınlarda doğru politikalar için ders çıkarma mizanı olursa geleceğe ayna vazifesi görür. Tersi öfkedir, kin ve nefrettir. Biz bunun yüzleşmesini verirsek belki geçmişi silemeyiz ama geleceği inşa edebiliriz. En azından bizden sonraki nesillere benzerini yaşatmayız. Samimi olmak gerekirse ve eğer kalplerimiz kangren tutmuşsa illa ki, belki de sökülemeyecek cinsten de olabilir; Kürdistan’sız bir çekememezlik yerine Kürdistanlı bir çekememezlik için sineye çekilemeyen bir durumda olduğumuzu sanmıyorum.

Nihayetinde bugün ölürüz yarın evlatlarımız kalır. Vereceğimiz tek yegane hazine bu olacaktır. Öfkeleri de kinleri de silebilecek bir çağı bu şekilde yaratabiliriz. Biz yaratırız yaratmasına da olur ya doluyuz yüzleşemedik! Ama tertemiz, dolu olmayan yarının Kürtleri, bize sitemlerini unutturacak vatanları sayesinde birliğin gücünü anlayacak teşekkür edecek. Sonrası mı? Daha sorgulayıcı daha özgür ve özgün bir halk…

O halde: Sorgulamanın ve eleştirinin önünü açmak lazım. Kendimizi buna hazırlayabilmemiz gerek. Düşmanvari ve ihanetvari yaklaşımlar bir kenara bırakılmalı. Halk olarak özellikle ‘Kürdistani Güçlerimizin’ tek taraflılığından kaçınmalı, kendilerine sorunları çözebilme inisiyatifini tanıyabilmeliyiz. Kitlesel olarak en azından buna ön ayak olabilir ya da bunu zorlayabiliriz. Daha doğrusu her bir Kürt bireyin çabası bu yönde olmalı. Kürdistaniliğin duruşu bu olsa gerek.

Sonuç olarak baktığımızda bütünleşik Kürdistan’ın kaderinin her halukarda birlikten geçtiğini görebiliyoruz. İzlenimlerimin sonucu olarak kapkara bir tablo ile yüzleşmemizin en büyük nedeni medya ve aydınlarımızın ayrıştırıcı dili körüklemesinin aksine ‘Kürdistani Güçlerimizin’ körüklemediğini düşünüyorum. Aralarında yaşanan bir temsiliyet sorunundan öteye geçmediğini fark ettiğim olağan sorunlar yüzünden kaynaklanmıyor halkın kopuşu. Temel nedeni “Bizlerin” yaklaşımıdır. Doğrunun peşindeysek hepimiz yanlışı yanlışla değil, doğruyla çürütebilmeliyiz. Mesela KDP bayrağını alaşağı eden bir kimsenin davranışı ve ideolojisi doğru değildir. Aynı şekilde PKK bayraklarını alaşağı eden bir kimsenin de farkı yoktur. Açıkça belirtmeliyim ki KDP bayrağını Kürdistan bayrağı diye lanse etmek yanlış değildir. PKK’nin bayraklarını bu anlamda sadece PKK’nin flaması olarak nitelendirmek de doğru değildir. Kürd Mücadelesinin tüm hareketlerinin değerleri ortak değerlerimiz olmalıdır. Bu değerlere sahip çıkmak, düşmana karşı birleşmek ve en önemlisi de Kürdistanileşmek varken bu yaklaşımın kime ne faydası vardır.

Ayrıştırıcılığı körüklemenin ve körükleyenin nasıl bir hizmeti vardır. Hangi mantıkla birbirine ve ortak değerlere saldırmakla Kürdistani olmamak suçunu yükler. Değerleri önemseyenin değerlere saygısızlık etmekle karşılık vermesi nasıl açıklanır. Bu gibi sorunları çoğaltabiliriz. Ancak bunlar üzerinde kirli propaganda yapanlar Kürdistani Gücler değil daha çok particilik mantığıyla yaklaşanlarımızın neden olduğu bir durumla karşı karşıyayız. Kürdistani penceresinden bakmayı yeğlemeyenin inançsızlığı ve önyargılarından doğan bu zihniyet, halkımızın birbirlerine olan güvenlerinin ve saygınlığının yitirilmesine neden olmaktadır. Bilinçli yapılan ama bilinçsizce kananların yarattığı izlenim dört parça Kürdistan’ın daha nice dörtlere bölündüğüdür. Bunu ne zaman fark edebileceğiz?

Medyalarımızın özellikle bu konularda daha hassas davranmaları gerekir. Şahsi düşüncelerin ve duyguların bir kenara bırakılarak, yazılı ve görsel alanda bunların terk edilmesi gerekiyor. Medya daha çok sorgulayıcı tarzda ve objektif yaklaşmaya çalışırsa (kimsenin taraftarlığını yapmadan), haberlerini bu tarzla sunarsa halkın önüne belki de o zaman neden-sonuç ilişkisi içerisinde sonuca ulaşmayı deneyebilir, yeni çözümler üretebiliriz. Eğer bunu yapamazsak, bir Kürdün öncelikle Kürdistani olmadan olacağı ya da olması gerekeceği aidiyet savaşı başlar: PKK mi, KDP mi, YNK mi, Goran mı vb.?

Temennim herkesin bu hassasiyete uygun davranmasıdır. Kürdistani Güçlere, artık bu durumun oldukça mühim ve üzerinde durulması gereken bir konu olduğu çağrısında bulunmak istiyorum. Yarın kendine yabancılaşmış, kaybolmuş, kafası karmakarışık bir halk gerçekliğiyle yüzleşirseniz, bunun sorumlusunun bu hatalı politikalarla kendiniz olduğunu unutmayın...
Devamını Oku...
N.A Haber
Bağımsız Kürdistan Karnavalı bu gün Erbil’de düzenlenecek bir yürüyüşle başlıyor. Bağımsız Kürdistan Karnavalı Hazırlık Komitesi, Avrupa’da bulunan Kürdlere seslenerek bu gün Almanya’da başlayacak karnavala destek gösterilerine katılmalarını istedi.

Güney Kürdistan’ın bağımsız bir devlet olması talebi ile sivil toplum örgütleri ve aktivistlerin hazırlıklarını yaptığı Bağımsız Kürdistan Karnavalı bu gün öğleden sonra saat 17:00’de, Kürdistan Bölgesi başkenti Erbil’de ve Süleymaniye kentlerinde düzenlenecek yürüyüşlerle başlayacak.

Kürdistan’daki karnavala eş zamanlı olarak Almanya’da da bir etkinlik düzenlenecek. Bağımsız Kürdistan Karnavalı Hazırlık Komitesi, yaymladığı bir bildiride Avrupa’da yaşayan Kürdlerden bayraklarını alarak Almaya’nın başkenti Berlin’de gerçekleşecek etkinliklere katılmalarını istedi.

Komite tüm Kürdistanlı ve Kürd dostu olan parti, dernek, sivil toplum örgütü ve şahsiyetlerden de etkinliklere katılarak kendilerini destekleme çağrısında bulundu.

Almanya’daki Bağımsız Kürdistan Karnavalı, bu gün Kürdistan saati ile 17:00 de, Berlin’deki Dışileri Bakanlığı binasının önünde gerçekleştirilecek etkinlikle başlayacak.
Devamını Oku...
N.A Haber
Federal Kürdistan Dışilişkiler Sorumlusu Yardımcısı Dindar Zebari, Musul'un Şengal Dağı'nda yaklaşık 5 bin Ezidi'nin kaldığını, bunların evlerine dönmek için dağda beklemeyi tercih ettiğini belirtti.

Zebari, yaptığı açıklamada, "Hali hazırda 5 bine yakın Ezidi, Şengal Dağı'nda kalmayı tercih etti. Bu insanlar, Şengal Dağı'nda kalmak istediklerini dile getiriyor. Şengal'in, IŞİD işgalinden kurtarılmasından sonra direkt evlerine dönmek istiyorlar" dedi.

IŞİD'in elinde bin 500 Ezidi kadını olduğunu ileri süren Zebari, "IŞİD, rehin aldığı kadınları özel bir yerde tutuyor. Bu kadınların kurtarılması için şu ana kadar örgütle hiçbir temasımız olmadı. Çünkü biz terör örgütü IŞİD'le görüşmeyiz" diye konuştu.

Birleşmiş Milletler'in (BM), tarihindeki en büyük insani yardımı Kürt bölgesine yaptığını ifade eden Zebari, söz konusu yardımların Hewler'e ulaştığını bildirdi.

Zebari, Türkiye'nin de bölgeye 100 tırdan fazla insani yardım gönderdiğini, Amerika, İngiltere, Fransa, Almanya ve Avustralya'nın gönderdiği gıda kolisi ve diğer malzemelerin de teslim alındığını kaydetti. Zebari, "Bu yardımlarla ancak mevcut ihtiyacın yüzde 30'u karşılanabilir. Daha fazla destek gerekiyor" ifadesini kullandı.

Zebari, sığınmacıların sorununun, sadece insani yardımların gönderilmesiyle çözülemeyeceğini vurgulayarak, şunları kaydetti:

"Çünkü mesele daha çok siyasidir. Bu insanların evlerine ve yurtlarına dönmesi gerekiyor. Sığınmacıların ağır yükü, Kürdistan bölgesindeki hayatı her yönden felç etmiş durumda. Duhok'taki okullarda sığınmacılar kaldığı için eğitime başlama tarihi ertelendi. Hewler ve Süleymaniye'de de durum buna benzerdir. Yapılması planlanan 11 kampın bütün masrafları Kürdistan hükümetine ait. Bu parayı temin etmek zorundayız. Maalesef Bağdat hükümeti de bu konuda bize yardımcı olmuyor." - Erbil
Devamını Oku...
N.A Haber
Van’da, geçen yıl İran’daki akrabalarına nişan davetiyesini vermekten dönen köylülere ateş ederek, Nurettin Karakoç’u öldüren ve köylüsü Feyyaz Karadeniz’i yaralayan 5 askerin, kendilerini “Havaya ateş açtık” diye savunduğu ortaya çıktı. İsmail Saymaz'ın Radikal'deki haberine göre, Askerlere komuta eden S.Ö., “Askerlerim emrim olmadan ateş ettiler” derken, bir asker ise emir üzerine silah sıktıklarını söyledi. Askeri savcılık, askerlerin, “İkaz etme, havaya ikaz atışı yapma ve hayati tehlike yaratmayacak bölgelere ateş etme yollarına başvurmaksızın hedef gözeterek 3-4 kez ateş edildiğini” kaydetmişti.

Onurtepe Hudut Karakolu’nda manga komutanı olarak görev yapan S.Ö., geçen yıl 15 Ağustos gecesi kaçakçı olduğunu iddia ettiği köylülerin 219 numaralı hudut taşı bölgesinden geçtiği yönünde ihbar alınması üzerine A.I., S.M., Y.B. ve O.B. adlı askerlerle birlikte yolun altında ve üst yanında pusuya yattıklarını anlattı. Kaçakçıların O.B. ve S.M.’nin olduğu noktadan sınırı geçmek üzere yönelmeleri üzerine iki askerin havaya ateş açtığını anlatan S.Ö., “Grup geriye dönerek bizim üzerimize geldi. Ben de dur ihtarı çektikten sonra yanımda bulunan er Y.B.’ye havaya uyarı ateşi açmasını söyledim. Y.B.’nin kaç el ateş ettiğini hatırlamıyorum. Bunun dışında askerlerim O.B., S.M. ve A.I. da emrim olmadan havaya ateş ettiler. Ben olay sırasında havaya iki el ateş ettim” dedi.


HEPSİ KURŞUN YAĞDIRMIŞ

O an komutan S.Ö.’nün yanında bulunan er A.I. da “Biz de dur ihtarı çekerek, komutanımız S.Ö.’nün emri olmadan havaya ateş ettik. Ben üç el ateş ettim” diye ifade verdi. Er Y.B. ise komutanın emri üzerine iki el ateş ettiğini söyledi. Yolun üst yanında bulunan erlerden S.M., havaya bir el ateş etmesi üzerine grubun yolun alt yanına yöneldiğini belirterek, “Bu sırada ben birkaç el silah sesi duydum ancak kimin ateş ettiğini bilmiyorum. Olay anında hem Tankgeldi mevkiinden, hem aşağıdaki gruptan, hem de İran tarafından silah sesi geliyordu” dedi. Kendisinin üç el havaya ateş ettiğini anlatan er O.B. ise “Kaçakçı grupta bulunan iki şahsın nasıl vurulduğunu görmedim” dedi.


‘KAÇAKÇI EMİR VERMİŞTİ’
Van’ın İran sınırında bulunan Bozdoğan köylüleri geçen yıl Ağustos’un son haftasında 21 yaşındaki Nurettin Karakoç’un nişanına hazırlık yapıyordu. Karakoç, nişandan bir hafta önce, 15 Ağustos 2013’te, İran tarafındaki akrabalarına davetiye vermek için bir grup köylüsüyle sınırı geçti. Davetiyeleri dağıtan grup atlarla geri dönerken, 100 kişilik kaçakçı topluluğuyla karşılaştı. Kaçakçılar, “Yol güvenli, geçebilirsiniz” dedi. Silahsız haldeki köylüler ilerlerken, yanından geçtikleri Onurtepe Hudut Takım Komutanlığı’ndan, iddiaya göre, “Dur” ihtarı olmaksızın ateş edildi. İddiaya göre askerler, ölen Karakoç’u ayaklarından tutup İran tarafına sürüklemeye çalıştı.

Çaldıran Savcısı Fatih Demirci’nin olayla ilgili yaptığı ilk incelemede, ateş emrini veren uzman çavuş S.Ö. ile A.B. ve O.K. adlı askerlerin M.S.A. ve N.K. adlı iki kaçakçıyla irtibatlı olduğu kuşkusuyla bir süredir telefonlarının dinlendiği tespit edildi. Askerler ve kaçakçılar, “kaçakçılığa menfaat karşılığı göz yummaları konusunda uzlaştıkları” şüphesiyle dinleniyordu. Savcı Demirci’nin Van Cumhuriyet Başsavcılığı’na gönderdiği fezlekeye göre, daha korkunç bir bulguya ulaşıldı: “Kaçakçı M.S.A.’nın talimatı üzerine Uzman Çavuş S.Ö.’nin müdahale emri verdiği ve 5 askerin de ateş ettiği ifade edildi.

Askeri savcılık ise, “Ateş etmenin son çare olduğu, gözetilmeden, bağırarak veya nöbet talimatına göre düdükle haberleşme yöntemlerini kullanarak amirlerini ve diğer nöbetçileri ikaz etme, havaya ikaz atışı yapma ve hayati tehlike yaratmayacak bölgelere ateş etme yollarına başvurmadan hedef gözeterek 3-4 kez ateş edildiğini” saptadı.

Bu belirleme üzerine uzman çavuş S.Ö. ve ateş eden 5 asker ile kaçakçı M.S.A. tutuklandı. Altı sanık dört ay sonra tahliye edildi. Erler terhis edilirken, uzman çavuş S.Ö. askerlikten atıldı.

Çaldıran ve Van sivil savcılıkları ile askeri savcılık arasında dolaşan dosya, en son 27 Mart 2014’te Çaldıran Cumhuriyet Başsavcılığı’na geri döndü. Gizli yürütülen soruşturmada beş aydır aşama kaydedilemedi.
- See more at: http://hurbakis.net/content/askerler-havaya-ates-ettik-savcilik-hedef-alarak-vurdular#sthash.m562UihL.dpuf
Devamını Oku...
Nerinaazad.com Yazarları
KAPAT
KAPAT