Alman Hükümetinin Peşmerge Kuvvetlerine Göndereceği Silahların Envanteri Süleyman Bey IŞİD'ten alındı, Kerkük-Bağdat Karayolu Emniyete Kavuştu Almanya: PKK iyi şeyler yaptı ama yasak sürecek Germiyan’da İnsansız Hava Aracı düştü Kürtçe eğitimin temelleri atılıyor Zumar’da çatışmalar sürüyor Türkiye, IŞİD'i finansal olarak destekleyen ülkelerden mi? Kürt Demokratlar Platformu Basın Açıklaması Danimarka'da Ezidiler İçin Yardım Kampanyası Türkiye'de Emniyete 3'üncü dalga operasyonu başladı! Almanya'dan Kürdistan Peşmergelerine Silah Yardımı Nuri Sınır: Tekerrür eden tarih:Ezidi Kürtler
N.A Haber
Alman hükümeti, Kürdistan Bölgesi Peşmerge Güçlerine toplamda 70 milyon euro (92 milyon dolar) değerinde silah ve mühimmat gönderme kararı aldı. Alman Savunma Bakanlığına göre, silahlar, Irak’ta savaştan etkilenmemiş güvenli bir bölgeye üç parti halinde transfer edilecek.

İlk kısmi teslimat önümüzdeki iki hafta içinde Almanya’dan yola çıkacak ve Bağdat üzerinden Erbil’e ulaştırılacak. Kuzey Irak’a ilk teslimatın tümü Eylül sonuna kadar tamamlanmış olacak. İkinci ve üçüncü teslimatlar savaş koşullarına bağlı olarak değişecek.

Savunma Bakanı Ursula von der Leyen ile Dışişleri Bakanı Frank Walter Steinmeier’e göre Almanya tarafından gönderilecek silahlar 4.000 kişilik bir tugayı donatabilecek yeterliliğe sahip olacak. Von der Leyen silahların gönderilmesi için parlamentonun onayının gerekmediğini de vurguladı.

Gönderilecek silahlarla ilgili eğitime ihtiyaç duyulduğunda, bu eğitim Almanya’da verilecek. Şayet Almanya mümkün olmazsa, eğitim ya Kürdistan Bölgesi Başkenti Erbil’de ya da üçüncü bir ülkede gerçekleştirilecek.

Savunma Bakanlığına göre, Alman askerlerin silahları kullanmaları için Kürt güçlerini eğitmesi amacıyla görevlendirilmesi için parlamentonun emri gerekmemektedir.

Her üç partide gönderilecek olan silah envanteri:

İlk Parti:
4.000 adet G3 Personel Tüfeği – 1 milyon mermilik mühimmat
20 MG3 Ağır Makineli Tüfek – 500.000 mermilik mühimmat
4.000 P1 Tabanca - 500.000 mermilik mühimmat
20 MILAN Anti-Tank füzesi - 300 güdümlü roket
100 Omuzdan Ateşlenen Bazuka / 3 Roketatar – 1.250 Roket mermisi
20 Ağır Roketatar – 500 Roket Mermisi
50 İşaret Fişeği Tabancası – 2.000 Mermi
5.000 El Bombası
20 WOLF Marka Jeep
10 Hafif Zırhlı Wolf Jeep
20 UNIMOG Kamyon

İkinci Parti:
4.000 adet G3 Personel Tüfeği – 1 milyon mermilik mühimmat
20 MG3 Ağır Makineli Tüfek – 500.000 mermilik mühimmat
4.000 P1 Tabanca - 500.000 mermilik mühimmat
10 MILAN Anti-Tank füzesi - 200 güdümlü roket
100 Omuzdan Ateşlenen Bazuka 3 Roketatar – 1.250 Roket mermisi
20 Ağır Roketatar – 500 Roket Mermisi
50 İşaret Fişeği Tabancası – 2.000 Mermi
5.000 El Bombası
20 WOLF Marka Jeep
10 Hafif Zırhlı Wolf Jeep
20 UNIMOG Kamyon

Üçüncü Parti:
8.000 adet G3 Personel Tüfeği – 4 milyon mermilik mühimmat
1 Tanker Kamyonu
5 DINGO-1 Zırhlı Araç

Gönderilecek Toplam Silah ve Mühimmat:

16.000 adet G3 Personel Tüfeği – 6 milyon mermilik mühimmat
40 MG3 Ağır Makineli Tüfek – 1 milyon mermilik mühimmat
8.000 P1 Tabanca - 500.000 mermilik mühimmat
30 MILAN Anti-Tank füzesi - 200 güdümlü roket
200 Omuzdan Ateşlenen Bazuka 3 Roketatar – 2.500 Roket mermisi
40 Ağır Roketatar – 1.000 Roket Mermisi
100 İşaret Fişeği Tabancası – 4.000 Mermi
10.000 El Bombası
40 WOLF Marka Jeep
20 Hafif Zırhlı Wolf Jeep
40 UNIMOG Kamyon
1 Tanker Kamyonu
5 DINGO-1 Zırhlı Araç

Nerinaazad Haber

Tarih: 01-09-2014 23:26

Devamını Oku...
N.A Haber
Bugün öğlen saatlerinde IŞİD çetelerinin denetiminden çıkarılan Süleyman Bey ilçesi stratejik öneme sahip bir güzergah olan Kerkük-Bağdat yolu üzerinde bulunuyordu. Bu nedenle ilçenin IŞİD kontrolünden çıkarılması aynı zamanda Kerkük-Bağdat karayolunun denetiminin de IŞİD’ten alınması anlamına geliyor.

Bugünden itibaren Kerkük-Bağdat karayolu artık Peşmerge ile Irak ordusuna bağlı güçlerin denetiminde olacak.

Süleyman Bey IŞİD’ten geri alındı

Bugün sabah saatlerinde Peşmerge güçleri ile Irak ordusuna bağlı güçler ayrı ayrı kollardan Süleyman Bey ilçesine saldırı düzenlediler.

Sabahın erken saatlerinde tüm şehrin Peşmerge ve Irak ordusuna bağlı güçler tarafından kuşatıldığını gören IŞİD çetelerinin büyük bir panik yaşadıkları bildirildi.

İlk saatlerinde şiddetli çatışmaların yaşandığı operasyonda, savaş uçaklarının desteği ile oldukça fazla miktarda kayıplar veren IŞİD çeteleri direnemeyerek kaçmaya başladılar.

Öğleden sonra tüm şehir kontrol altına alındı. Geçmiş örneklerden dolayı tecrübe sahibi olan Peşmerge Kuvvetleri mayın, tuzaklama veya intihar bombası saldırıları ihtimaline karşı tedbirli bir şekilde şehre giriş yaptı. Yapılan araştırmalarda IŞİD çetelerinin mayın ve tuzaklamaya fırsat bulamadan onlarca ölü ve 14 esiri geride bırakarak kaçtıkları anlaşıldı.

IŞİD emiri ölü ele geçirildi

Pazar günü (dün) yaşanan çatışmalarda Peşmerge Güçlerinin eline geçen ölülerden birinin ise IŞİD’in önemli komutanlarından biri olan örgüt içinde Ebu Tayyip olarak bilinen Musab Abdul Aziz olduğu öğrenildi.

Dün sabahtan bu yana süregelen çatışmalar neticesinde Süleyman Bey çevresinde bulunan 20’ye yakın köyün de IŞİD denetiminden kurtarıldığı bildiriliyor.

Nerinaazad Haber

Tarih: 01-09-2014 20:32

Devamını Oku...
N.A Haber
Demokratik Birlik Partisi’nin (PYD) silahlı kanadı Halk Savunma Birlikleri (YPG), Cezaa bölgesinde IŞİD’e yönelik düzenlenen operasyonlarda iki köyü daha kurtardıklarını bildirdi.

YPG Basın Merkezi’nden yapılan açıklamada, Cezaa ve Kobanî bölgesindeki çatışmalara ilişkin bilgi verildi.

Açıklamada, “28-29 Ağustos gecesi Cezaa bölgesinde güçlerimizin başlattığı operasyon devam etmektedir” denildi.

YPG Basın Merkezi, “DAIŞ çeteleri Güçlerimizin ısrarı karşısında dayanamayarak her iki köyden püskürtülmüştür. Bêgara ve Zerga köyleri YPG güçlerimiz tarafından denetime alınmıştır. Bu şekilde Cezaa bölgesinde son 3 günde 5 köy ve 5 mezra DAIŞ çetelerinden temizlenmiştir” bilgisini verdi.

Açıklamada ayrıca, Kobanî bölgesinde de YPG güçlerinin bir eylem düzenlediği belirtilerek, “31 Ağustos gecesi Kobanê'nin güneyine düşen Cedê köyü yakınlarında bulunan çetelere yönelik bir eylem gerçekleştirilmiştir. Eylemde çetelere ait 2 nokta imha edilirken, 10 çete üyesi de öldürülmüştür” denildi.

Meydana gelen çatışamada, Kobanî’nin Korik köyü nüfusuna kayıtlı Heyder İsa (Andok Serhat) adlı YPG gerillasının şehit düştüğü belirtildi.

Tarih: 01-09-2014 19:05

Devamını Oku...
N.A Haber
Almanya’nın Güney Kürdistan yönetimine göndereceği yardıma ilişkin Federal Meclis’te özel bir oturum yapıldı. Sol Parti Grup Başkanı Gregor Gysi “Êzidileri PKK kurtardı, fakat silahlar Peşmergeye gidiyor” derken, hükümet partisi CDU'dan Philipp Missfelder ise “PKK son haftalarda iyi şeyler yapmış olsa da PKK yasağı sürecek” diye konuştu.

Alman Federal Meclisi’nde IŞİD çeteleriyle mücadele etmesi için Güney Kürdistan’a yapılacak yardım ve Irak’taki gelişmelerin ele alındığı özel oturum saat 14.00’de başladı. Oturuma hükümet partileri CDU ve SPD’nin yanı sıra muhalefet partilerinden Sol Parti ve Yeşiller’den çok sayıda parlamenter katıldı.

Oturum Federal Meclis Başkanı Norbert Lammert’in açılış konuşmasıyla başladı. 1 Eylül 1939’da Alman ordularının Polonya’ya saldırmasıyla 2. Dünya Savaşı’nın başladığını hatırlatan Lammert, son dönemlerde yaşanan çatışma ve soykırım girişimlerini hatırlattı.

Ukrayna, Gazze, Suriye’den sonra Irak’ın kuzeyinde milyonlarca insanın terörist saldırılardan dolayı evlerini terk ettiğini belirterek parlamenterleri bölgedeki çatışmalarda hayatını kaybeden mağdurlar için 1 dakikalık saygı duruşuna davet etti. Saygı duruşunun ardından Meclis Başkanı Irak’a yapılacak yardımlara ilişkin federal hükümetin bildirisini okuması için başbakan Angela Merkel’i kürsüye davet etti.

Bugünün 2. Dünya Savaşı’nın başladığı gün olduğunu söyleyen Merkel, “Almanların bu savaştaki suçunu ve katliamlarını unutmayacağız” dedi. Avrupa’daki kanlı savaşlardan sonra Avrupa Birliği’nin kurulduğunu hatırlatan Merkel “Avrupa artık bir bütün olarak dünyadaki gelişmelere, felaketlere müdahale ediyor” diye konuştu.

Bu hafta yapılacak NATO toplantısında Suriye ve Irak’taki gelişmelerin yanı sıra Ukrayna krizinin de ele alınacağını söyleyen Merkel, “Rusya’nın girişimlerini ve müdahalelerine sessiz kalmayacağız. Fakat askeri bir operasyon yerine siyasi yollarla krizin çözülmesi için çalışacağız” diye belirtti. Başbakan Merkel IŞİD’in saldırılarına ilişkin ise şunları söyledi:

“Siyasi çözümlerin olması için de bazen askeri müdahaleler gerekiyor. Almanya’nın Yugoslavya, Afganistan ve diğer ülkelerdeki operasyonlarda yer alması çok tartışıldı, fakat Almanya’nın kararı ve tavrı yerinde. Bugün askeri operasyona gündemimizde yok, fakat askeri yardımda bulunacağız. IŞİD milisleri Bağdat’a yaklaştı.

Şengal dağındaki trajediyi hep birlikte gördük. ABD’nin desteğiyle peşmergeler Şengal’de insanları kurtardı. Terör saldırılarından dolayı 1 milyondan fazla insan evlerini terk etti. Bölgedeki büyük bir trajedi ve İnsani felaket yaşanıyor. Bölgedeki azınlıklar tehlikede. IŞİD şu anda Almanya’nın yarısına kadar bir coğrafyada hakim. Etnik ve dini temizlik yapılıyor.”

Bölgedeki çatışma ve kaosun Ürdün, Lübnan ve Türkiye’yi etkilediğini söyleyen Merkel “Avrupa ve Almanya’da da bölgedeki kaostan etkileniyor. 400’den fazla Alman İŞİD’e katılmış durumda. Bunların ülkemize dönmesi halinde iç güvenliğimiz tehlikeye girecek” dedi.

Hewler’e tonlarca yardım gönderdiklerini bildiren Merkel son olarak şunları söyledi:

“Acilen yapılan yardımlarda bulunduk fakat yardımlarımız sürecek. Bölgede mağdur olan mültecileri de kabul edeceğiz. Kürt yönetiminin talebi üzerine yardımlarımız sürecek. İŞID çetelerine karşı mücadele etmesi için Irak Kürdistan’a da askeri malzemeleri Irak hükümetinin onayıyla göndereceğiz. Riskleri de biliyoruz, şu anda terörist bir grubu durdurma ve sivillerin öldürülmesini engelleme şansımız var. Almanya Irak’a siyasi yardımlarda bulunmaya da hazır.”

Tarih: 01-09-2014 18:59

Devamını Oku...
N.A Haber
İnsan Hakları İzleme Örgütü (HRW), kendilerini İslam Devleti (İD) olarak ilan IŞİD isimli insanlık düşmanın örgütün, Kobanê bölgesinde Kürt savaşçılara karşı misket bombaları kullandığını bildirdi.

New York merkezli HRW, yerel Kürt yetkililerin sunduğu raporlar ve İD çetelerinin açıklamalarına dayandırdığı açıklamasında, Kobanê bölgesinde 12 Temmuz ve 14 Ağustos tarihlerinde Kürt savaşçılara karşı İD tarafından misket bombaları kullanıldığını bildirdi.

Bu yasaklı silahın çeteler ile YPG savaşçıları arasında Kobanê dolaylarında yaşanan çatışmalar sırasında kullanıldığını belirten HRW’ye göre, İD çeteleri ilk kez bu tür bir silah kullanıyor. Bu silahları nasıl elde ettiği ise henüz netlik kazanmadı.

İD çeteleri Temmuz ayının başından bu yana Kobanê’ye yönelik saldırılar düzenliyor. 28 Temmuz Ramazan sonunda kente girmeyi uman örgüt, YPG güçleri karşısında ağır kayıplar verdi. Çetelere yönelik Temmuz sonunda karşı operasyonlar başlatılarak bir çok alandan çıkarıldılar. Halen Kobanê bölgesindeki köylerde çatışmalar yaşanıyor. 31 Ağustos günü Cedê köyündeki çatışmada 10 İD üyesi YPG savaşçıları tarafından öldürüldü.

Misket bombaları Suriye rejimi tarafından da daha önce silahlı gruplara kullanılmıştı. HRW, tanıklara ve video görüntülerine dayanarak 2012 yılı ortalarından bu yana rejim tarafından 249 kez misket bombalı saldırı gerçekleştiğini rapor etti.


Suriye de, tıpkı ABD, İsrail ve Türkiye gibi 2008 yılındaki Misket Bombalarını Yasaklama Sözleşmesi’ne imza koymayı reddetti. Türkiye özellikle Kürtlere karşı savaşta birçok kez misket bombaları kullandı. Bunlar genellikle gerilla alanlarına yapılan saldırılarda birçok kişinin ölümüne veya yaralanmasına yol açtı.

HRW uluslararası toplumu bir kez daha bu sözleşmeyi imzalamaya çağırırken, Suriye hükümet ve suiistimallerde bulunan diğer taraflara silah ambargosu uygulanması çağrısını da yineledi.

HRW’nin silah bölümü şefi Steve Goose, “Her türlü misket bombası kullanımı mahkum edilmeli, ama en iyi yanıt tüm ulusların bunları yasaklayan sözleşmeye üye olması ve kolektif olarak bunların ortadan kaldırılması için hareket etmesidir” dedi.

İnsan hakları örgütü HRW, “BM Güvenlik Konseyi Suriye hükümeti ile sistematik ve genelleştirilmiş bir şekilde insan haklarını ihlal eden silahlı gruplara, silah ambargosu uygulamalı” diye belirtti.
Kaynak:ANF

Tarih: 01-09-2014 18:48

Devamını Oku...
N.A Haber
Süleymaniye’ye bağlı Derbendixan ilçesi Çekola köyü kırsalına henüz kime ait olduğu belli olmayan bir İnsansız Hava Aracı (İHA) düştü. Uçağın İran’a ait olduğu iddia ediliyor.

Konu hakkında basına bilgi veren Germiyan Polis Müdürlüğünden Hasan Muhammed, Derbendixan’a bağlı Çekola köyü yakınlarına düşen İHA’nın incelenmesi için bölgeye polis görevlilerinin intikal ettiğini söyledi.

Mevcut durumda uçağın kime ait olduğu yada neden düştüğüne dair bilgileri paylaşma yetkilerinin bulunmadığını belirten Muhammed, inceleme ekibinin çalışmalardan sonra bir açıklama yapabileceğini söyledi.

Yerel kaynaklar düşen İHA’nın İran’a ait olduğunu ve bölgede keşif çalışmaları yürüttüğünü iddi etti.

Tarih: 01-09-2014 18:47

Devamını Oku...
N.A Haber
PYD’nin Eşbaşkanı Salih Müslim, Batı Kürdistan kantonlarında yaşayan halklar adına başta BM ve insani yardım kuruluşları olmak üzere uluslararası toplumu, mülteci durumuna düşenlere insanlık adına yardım etmeye çağırdı.

PYD Eşbaşkanı Salih Müslim, bulunduğu Qamişlo’dan 1 Eylül dünya barış günü vesilesiyle uluslararası topluma açık bir mektup yazdı.

Müslim’in mektubu şöyle:

“Uluslararası Kamuoyuna,

Birleşmiş Milletler yetkililerine,

Uluslararası İnsani yardım kuruluşlarına,

1 Eylül dünya barış günü vesilesiyle barışı olan umudu güçlendirme adına sizlere yazmak istiyoruz. Bu çağrı ile son üç yıldır Suriye’de yaşanan insanlık trajedisini sizlere anlatmaya çalışmayacağız. Ancak Suriye’de yaşanan insanlık dramına ilişkin adım atmanıza ilişkin sizleri sorumluluğa çağırırken, bizimde üzerimize düşen sorumluluğumuzu yerine getirdiğimizi ve getireceğimizi bir kez daha ifade edeceğiz.

Mart 2011’de Suriyelilerin meşru ayaklanmasıyla birlikte meşru taleplerimizi yükselterek, yıllardır baskı ve zulüm uygulayan Baas Rejimini bölgemizde çıkardık. Sonra kadınlarımızla, erkeklerimizle ve gençlerimizle özgür geleceğimizi kurma kararı aldık. Gördük ki hem Baas rejimi hem de radikal İslamcılar inşa etmekte olduğumuz barışçıl geleceğimize saldırdılar. Biz de buna karşı öz savunma güçlerimizin oluşturma hakkından yararlandık. Saldırıların olduğu her yerde, meşru olan öz savunma hakkımızdan yararlandık. Zaten başka bir seçeneğimiz de kalmamıştı.

Bizler Suriye’nin bir parçası olan Rojava bölgesinin Cezire Kantonu yaşayanları olarak son iki yıldır Çeçenistan’dan Mısır’dan, İngiltere’den ve Türkiye’den topraklarımıza gelen veya getirilen organizeli -adları kimi zaman Al-Nusra, kimi zaman DAİŞ vb.- cihatçı saldırganların aralıksız saldırıları ile karşı-karşıyayız. Hatta Yeni Zelanda ve Avusturalya’dan gelenler bile vardı... Bu insanların saldırılarına karşı kendimizi savunma mecburiyetinde kaldık.

Bizler Rojava’da şu tartışmayı hep yürüttük. Hiçbir şey eskisi gibi olamaz ve olmamalıdır. Nasıl olması gerektiğine ilişkin ise çözüm öneri ve projelerimizi geliştirdik. Rojava toplumunun kendi kaderini tayin etme hakkında sahip olduğu ve bunun demokratik bir hak olduğunu söyledik.

Bir devrim sürecinde olduğumuzu hep söyledik. Devrimimiz parçalayan değil, birleştiren bir düşünceye sahiptir. Bu yüzden Rojavamızda Asuriler, Ermeniler, Araplar, Türkmenler ve Kürtler birleşerek kendi kaderlerini Suriye birliği içerisinde “demokratik özerklik” projesi ile tayin ettik. Tüm bu gelişmeyi PYD ile yanlış bir biçimde ifade edenler olsa da, 50’den fazla Asuri, Ermeni, Arap, Türkmen ve Kürt partisi, örgütü ve STÖ’sü içinde bizzat yer aldı, alıyor. Bu bileşenler, yürütmüş oldukları toplantılar, görüşmeler sonucunda toplumlarında rızasını alarak, Ocak 2014’te Rojava’nın Afrin, Kobani ve Cezire kantonlarındaki yaşayan tüm toplumların özgürlüğü ve barışçıl birlikteliği esas alan toplumsal sözleşmeyi deklare ettiler. Suriye’nin diğer bölgelerinde yaşanan şiddet sonucu oluşan kaos ile karşılaştırdığımızda bu tabi ki özgürlüğe ve barışa dair umut yaratan bir gelişmeydi. Bu bölgelerimizde Suriye’nin diğer şehirlerinden göç eden yüzbinlerce insana barınma koşulları yarattık. Devrimimiz milliyetçiliği değil, halkların barışçıl bir biçimde bir arada yaşamasını esas alan ve bunu toplumsal sözleşmesiyle garantiledi.

Ama hep yalnız kaldık. Uluslararası kurum kuruluşlardan beklediğimiz siyasi ve insani yardımı yeterince almadık.

Bugünlerde daha da ağır bir göç ile karşı karşıyayız. Bizden olup da, çizilen sınırlardan ötürü komşu statüsünde olan Şengal’li Kürtler, Tal Afar’li Türkmenler, Karakoş’lu Asuriler “İslam Devleti” adındaki barbar örgütün saldırılarına maruz kaldılar. Onların öz savunma koşulları olmadığı için, saldırganlara karşı direniş gösterme koşulları yoktu. İki yıldır Rojavamızı koruyan YPG ve YPJ direnişçilerimiz desteğe koşmaları, Şengal’e sığınan binlerce Türkmen’in, Asuri’nin yanısara ikiyüzbin Şengalli Ezidi Kürt’ü soykırım ve katliamdan, oluşturduğu güvenlik koridorlarında Rojava’ya geçirerek kurtardı. Onlarca şahadete rağmen, YPG’li direnişçilerimiz canlar pahasına verdikleri bu müdahale ve mücadele sonucu Şengal dağlarına sığınan insanlar, yoğun saldırılar altında, onbinlercesi Rojava’ya getirildi. Rojavamız haritalarda görünmüyor olabilir, görüneni ise küçük görülebilir. Bu çok ta önemli değil bizim için.

Saldırılardan kaçıp, Şengal dağlarına sığınan insanlarımız günlerce mahsur kaldı. Bugün Şengal dağlarından topraklarımıza gelen onbinlerce insanlarımız geride yurtlarını, mallarını ve binlerce kurban bıraktı.

DAİŞ’in barbar ve insanlık dışı saldırıları olmasa, kendi kendimize yetecek ve kimseden yardım talebinde bulunmayacak kadar topraklarımızı verimli kılabileceğiz. Fakat taktir ediniz ki, bugün karşı karşıya kaldığımız saldılar sonucu savaşta, korkusuz, kayıpsız ve göçsüz gün geçmiyor.

İnsanlık adına bir ölüm kalım mücadelesi içerisindeyiz. Ölürsek hepimiz burada, sizler orada nasıl yaşadığınıza inanacaksınız.

Sizler sustukça, barbarlık bu bölgelerde daha da bir yaygın hale geliyor. Sizler göç eden insanlara ilişkin BM, AB ve diğer uluslararası kurumlarda “yardım edelim mi, etmeyelim mi?” tartışmalarını “demokratik” kararlara dönüştürme gayreti içerisindeyken, burada demokrasinin kafası kesiliyor. Sizler BM toplantılarında insanları tarafında meşruiyeti tartışmalı hale gelen Suriye ve Irak’ın sınır bütünlüğünü koruma adı altında çekingen kararlar alırken, söz konusu sınırları aşıp saldıran DAİŞ ile karşı karşıya kalıyor insanlar. Sizler sustukça, insanlık katlediliyor.

New York’ta, Cenevre’de, Brüksel’de, Londra’da, Berlin’de, Paris’te, İstanbul’da konuştuklarınızı duymuyoruz. Sahi ne konuşuyorsunuz... Üzüldüğünüzü, kaygılandığınızı, bir şeyler yapmaya niyetlendiğinizi duyuyoruz. Ama bu yetmiyor.

Haritalarda adımız, sınırlarla çizilmiş bir ülkemiz olmasa da, artık biz bir realiteyiz. 2014 başlarında bölgemize gelen Alman Parlamenteri Jan van Akan gördüklerinden sonra “Ortadoğu’nun umut ışığı” dediğini duyduk. Ne güzel söylemiş, burada inşa ettiklerimizi... Bugün Rojava gerçek anlamda bir umut ışığıdır.

Eğer umudu korumak ve insanlara yardım etmek istiyorsanız, ki yardım etmek istediğinizi umut ediyorum, korkmadan, bürokrasiye boğmadan, sorumluluk üstlenerek, buyurun birlikte göç eden insanlara yardım edelim.

Etrafımızda örülen sınırlar bizim için fazla anlam ifade etmiyor. Çünkü burada barınabilen insanlara karşı geliştirilen saldırılar insanlık sınırlarını aştı. Bu açıdan sizlerin de bu durumdan vazife çıkarıp, insanlık adına yardımlarınızı ulaştırmanızı bekliyoruz.

Rojava Kantonunda yaşayan halklar adına

PYD Eşbaşkanı Saleh Moslem Mohamed

Qamişlo, 01.09.2014"

Tarih: 01-09-2014 18:45

Devamını Oku...
N.A Haber
Irak'taki Birleşmiş Milletler Yardım Misyonu'ndan (UNAMI) yapılan açıklamada, ülkedeki şiddet olayları nedeniyle ağustos ayında 77'si polis, 155'i asker, bin 688 kişinin hayatını kaybettiği, 105'i polis ve 172'si asker, 2 bin 166 Iraklının yaralandığı belirtildi.

Sağlıklı rakamlara ulaşmada yaşanan sıkıntılara da değinilen açıklamada, 625 kişinin öldüğü Musul'un şiddet olayları ve çatışmalar sebebiyle en çok can kaybının yaşandığı kent olduğu, bu sürede Bağdat'ta 246 kişinin yaşamını yitirdiği kaydedildi.

IŞİD öncülüğündeki silahlı grupların haziran ayında Musul başta olmak üzere bazı bölgelerin kontrolünü ele geçirmesinin ardından, Irak'ın çeşitli bölgelerinde, IŞİD ile güvenlik güçleri sık sık çatışıyor.

Tarih: 01-09-2014 18:45

Devamını Oku...
N.A Haber
Demokratik Toplum Kongresi (DTK) yayınladığı bir açıklama ile 1 Eylül Dünya Barış Günü’nün tüm dün dünya halklarını kutlu olmasını diledi.

DTK’nin 1 Eylül mesajı şöyle:

“Savaş ve barış insanlık tarihi kadar eski bir kavramdır. Tarih boyunca bu karşıt kavramlar birbirine dönüşerek hep birlikte anılır olmuştur. Her türlü şiddet araçları ile donan egemen güçler savaşı halkları ve kültürleri baskı altına almak ve onların yarattığı değerleri gasp etmek amacı ile kullanırken, halklar ve kültürler de hep barışı, özgürlüğü ve demokratik yaşamı hedefleyen barış politikasını geliştirmişlerdir.

Özgür yaşamı temsil eden halkların tarihi, barış ve özgürlük, kimlik ve adalet mücadelelerinin başarı ve zaferine tanıklık eder. 1 Eylül insanlığın başına bela kesilen faşizme karşı halkların kazandığı zafer günüdür. Bu zafer ikinci dünya savaşının sonuçlanmasından bu yana halklar tarafında gururla, onurla kutlana gelmektedir.

Bu gerçeğe rağmen günümüz dünyasında 3. Dünya savaşı tabirini ortaya çıkartacak kadar yoğun ve yaygın savaşlar devam etmektedir. Egemenlik ihtirasından vazgeçmeyen gerici güçler her fırsatta ad ve biçim değiştirerek, çeşitli ideoloji ve söylem kılıklarına bürünerek aynı içerikteki kan dökücülüğünü devam ettirmektedir.

Son yıllardaki, Ortadoğu’nun ve Kurdistan’ın içinde bulunduğu durum savaş ve barış kavramlarını tarihteki uygulamalarını aratmayan türden canlı tutmaktadır. Son zamanlarda faşizmin ve kan dökücülüğün adı olan İŞİD dünya ve bölge egemenleri adına savaşı ve soykırımı dayatmaktadır. Hiçbir insani ve sosyal değeri olmayan bu güç, halklara, kültürlere ve inançlara karşı kuralsız ve ahlaksız savaşı dayatırken, bölge halkları ve kültürleri de tarihten aldıkları güçle ve insanlık değerleri adına direnme süreci içine girmişlerdir.

Dün nasıl ki emekçi halklar faşizme karşı savaşta, barışı, 1 Eylül dünya barış gününü insanlığa armağan etti ise, bugün de, Kürt halkı ve onun öncü siyasi ve toplumsal güçleri de tüm insanlık adına İŞİD çetelerine Karşı mücadele ederken, tarihteki barış zaferlerine bir yenisini Ortadoğu sahasında armağan etmek üzere yoluna devam etmektedir.

1 Eylül barış günü, yeni yeni, barışlara ve demokrasinin zaferini Kürt ülkesinde yaratacaktır.

1 Eylül Dünya Barış günün tüm Dünya halk ve inanç sahibi halklarımıza kutlu olsun!”

Tarih: 01-09-2014 17:34

Devamını Oku...
N.A Haber
Yeni adli yıl açılışına dair Diyarbakır Adliyesi önünde basın açıklaması yapan Diyarbakır Barosu Başkanı Av. Tahir Elçi, Türkiye'de cumhuriyetin kuruluşundan bu yana var olan adalet üretmeyen yargı düzeni içinde, ne bireyin güvenliği ve özgürlüğünden ne de toplumsal barıştan söz etmenin mümkün olmadığını söyledi.

Diyarbakır Adliyesi önünde düzenlenen törenle yeni adli yıl açılışı yapıldı. Düzenlenen törene Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcısı Ramazan Solmaz, Bölge İdare Mahkemesi Başkanı Mustafa Arık ile Diyarbakır Baro Başkanı Tahir Elçi ile kimi hâkim, savcı, avukat ve adliye personeli katıldı. Yapılan açılış konuşmalarının ardından adliye önündeki Atatürk büstüne çelenk konuldu ve sonrasında İstiklal Marşı eşliğinde saygı duruşunda bulunuldu.
Törenin ardından verilen kokteyl için adliye binasına geçildi.

Bu programın ardından adliye binası önünde bu kez Diyarbakır Barosu tarafından basın açıklaması yapıldı.

Baro Başkanı Tahir Elçi tarafından yapılan açıklamada, demokratik ve hukukun üstünlüğüne dayalı bir toplumda, bireyin ve toplumun en temel güvencesinin bağımsız ve tarafsız yargı olduğu vurgulanarak, Türkiye'de ise Cumhuriyet tarihi boyunca yargının bağımsızlığı ve tarafsızlığının hep sorun olduğu kaydedildi.

'Türkiye'de yargı, adalet üretmiyor'

Geride bırakılan bir yılın da yargının bağımsızlığı ve tarafsızlığının güçlenmesi bir yana, yargının içinde olduğu içler acısı durumun bütün çıplaklığıyla ortaya çıktığını dile getiren Elçi, "Bir yandan yargı içindeki ideolojik-politik klik ve gruplaşmaların varlığı ayyuka çıkmış, öte yandan geçtiğimiz Aralık ayında İstanbul'da başlatılan bir yolsuzluk soruşturması ve yargı içindeki bir yapının tasfiyesi gerekçe gösterilerek dünyanın demokratik olmayan ülkelerinde bile görülemeyecek nitelikte yargıya müdahaleler yapılmış, yapılmaktadır. Yargıda tam bir kaos yaşanmaktadır. Toplumun yargıya ve adalete olan çok sınırlı güveni de tümüyle aşınmış, Anayasa Mahkemesi'nin istisnai bir iki kararı dışında Türkiye'deki yargının adalet üretmediğini artık herkes anlamıştır" dedi.
Elçi, yargılama faaliyeti yapan ve adaleti yerine getirmekle görevli mahkemelerin, tarafsız ve bağımsız olmadığı bir düzende ne bireyin güvenliği ve özgürlüğünden ne de toplumsal barıştan söz etmenin mümkün olmadığını da söyledi.

Yargının devlet ve iktidardan bağımsız olması gerektiği gibi; aynı zamanda resmi veya gayri resmi her türlü ideolojik, politik düşünce ve inançsal eğilimlerden de bağımsız olması gerektiğini belirten Elçi, TMK ve CMUK'un örgüt suçlarına ilişkin hükümlerinin ve yargının bu hükümleri yorumlama biçimi ve uygulamasının yol açtığı hukuksuzluk ve adaletsizliklerin devam ettiğini söyledi.


Binlerce suç dosyası zaman aşımına uğratıldı!

Elçi, yine 1980 Askeri Darbe döneminde Diyarbakır Cezaevleri'nde ve 1990'lı yıllarda devlet görevlileri tarafından işlenen insanlığa karşı ağır suçların sorumlularının soruşturulmasının niyet ve iradesinin bulunmadığının da ortaya çıktığını belirtti. Elçi bu konuda şunları söyledi: "Türkiye'nin taraf olduğu uluslararası insan hakları hukukuna ve uluslararası mahkeme kararları göz ardı edilerek insan haklarının ağır ihlaline ilişkin binlerce suç dosyası zaman aşımına uğradığı gerekçesiyle ortadan kaldırılmaktadır."

Roboski, Lice vb. sorumlulardan hesap sorulmayacağını göserdi.

Bu uygulamaların Kürt sorununun barışçıl ve demokratik çözümü yolunda sosyal barışı ve toplumsal bütünlüğü sağlamayı hedeflediğini ileri süren Hükümetin inandırıcılığını da örselediğinin altını çizen Elçi, "İnsan haklarının ağır ihlali ve bu ihlallerden sorumlu devlet görevlilerinin soruşturulmaması sorunu sadece geçmişe ait bir mesele de değildir. Yakın zamanda Roboski'de ve kısa bir süre önce Lice'de sivil insanların ölümü ve sonrasında Devletin adli ve idari makamların tutumu sorumluların adalet önünde hesap vermeyeceklerini göstermiştir. Diyarbakır Barosu olarak sivil-masum insanlara karşı işlenen bu suçların takipçisi olmaya devam edeceğimizin bilinmesini isteriz" dedi.

Tarih: 01-09-2014 15:06

Devamını Oku...
Nerinaazad.com Yazarları
KAPAT
KAPAT